AHMET GÖKDOĞAN

Ankesörlü telefondan internete bağlanılacak

8/10/2007 · Kategori: internet Haberleri

Ankesörlü telefondan internete bağlanılacak Türk Telekom 85 bin ankesörlü telefona teknoloji makyajı yapmaya hazırlanıyor.. Tanıtımı Cem Yılmaz yapacak. Nasıl mı?m Okuyun öğrenin.

Türk Telekom, bu yıl 150 bin teknolojiseverin gezmesi beklenen CeBIT Bilişim Euroasia Fuarı’nda düzenlediği basın toplantısında yeni nesil ankesörlü telefonların müjdesini verdi. SMS atıp fotoğraf çekebilen yeni jenerasyon ankesörlü telefonlardan internete girmek de mümkün olacak. Türk Telekom’un yanı sıra Avea, TTNet, Argela ve Innova şirketlerinin yöneticilerinin ilk kez bir arada olduğu basın toplantısında konuşan Türk Telekom CEO’su Paul Doany , ankesörlü telefonlardan internete bağlanmak ve SMS atmak gibi hizmetleri çok kısa zamanda hayata geçireceklerini açıkladı. Doany, “Tüm Türkiye’de yatırımlarımız sürüyor. Müşterilerimiz sanki evindeymiş gibi ankesörlü telefondan internete bağlanabilecek. Bunu tüm Türkiye’ye yayacağız” dedi.

Cem Yılmaz tanıtacak

Türk Telekom, önümüzdeki günlerde hizmete sunacağı yeni jenerasyon ankesörlü telefonu yine Cem Yılmaz’lı reklamlarla tanıtılacak. Türk Telekom’un reklam yüzü olan Cem Yılmaz, ’ankesörlü telefonları’ tekrar gündeme getirmek için yeni reklam filmini hazırladığını söyledi. Telekom, internete girip SMS atabilen yeni jenerasyon modeller ve Cem Yılmaz’lı reklam filmleriyle, ankesörlü telefonlardan elde ettiği yıllık 140 milyon dolar ciroyu da artırmayı hedefliyor.

İpli jetonun know how’ını satacağız

Türk Telekom’un reklam yüzü Cem Yılmaz, “İpli jeton kendi know how’ımız. Yurt dışına satacağız” diye espri yaptı. Paul Doany de dakika yerine saniye bazlı tarife için onay beklediklerini belirtti.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar Wilde

29/9/2007 · Kategori: Kitaplar

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar Wilde

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar WildeDünya edebiyatında ismi belki de en çok bilinen yazar ve şairlerden birini tanıtmayı görev bildik bu kez: Oscar Wilde. İsimlerini bildiğimiz bu büyük insanların kitaplarından iki tanesini söyle deseler çoğumuz bilemeyeceği için bu yazıları hazırlayarak biraz ilginizi çekmeye çalışıyoruz farkındaysanız. Tanıyalım, gidelim kitapçıya, kitaplarını alıp okuyalım, okutalım. Amaç bu.

Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde, 1854’te İrlanda’nın başkenti Dublin’de doğmuş. Babası ünlü bir doktormuş ama aynı zamanda arkeoloji ve folklor konulu kitaplar da yazıyormuş, annesi ise devrimci şiirleriyle tanınan bir şairmiş. Başarılı bir öğrenci olarak büyüyen Wilde, bunun karşılığında çeşitli burslar kazanarak ailesine yük olmadan eğitimini sürdürmüş. Oxford Magdalen College’den şeref listesine girerek mezun olduktan sonra sanat eleştirmeni olarak çalışma hayatına atılmış.

Edebiyat daha küçüklüğünde kanına girmiş olan sanatçı, 1878 yılında halen üniversite öğrencisiyken yazdığı “Ravenna” isimli şiiriyle Newdigate Ödülü’nü kazanmış. Dublin’de âşık olduğu Florence Balcome, onun yerine Dracula’nın yazarı Bram Stoker ile nişanlanınca, İrlanda’yı terk etmiş. Londra’ya yerleştikten bir süre sonra ilk kitabı “Poems” (Şiirler) yayımlanmış. 1884 yılında evlenmiş ve iki oğlu olmuş. “Sanat sanat içindir” anlayışını sonuna kadar benimsemiş, sanatta estetik akımının yılmaz bir neferi olmuş kişilik Wilde, bu konudaki bir konferanslar dizisi için gittiği Amerika’da kaldığı dönemde önemli yazar ve şairlerle tanışma olanağı bulmuş. Oradan Avrupa’ya döndüğünde ise yerleşmek için sanat şehri Paris’i seçmiş.

“Duchess of Padova” (Padova Düşesi), “The Importance of Being Earnest” (Ciddi Olmanın Önemi) gibi çok bilinen oyunlarını kaleme alan Wilde, yaşamının tek romanı olan “The Picture of Dorian Gray” (Dorian Gray’in Portresi)’i de 1891’de yayımlamış.

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar WildeOyunlar ve makaleler yazan, sanat eleştirmenliğine devam eden Wilde, evlenmesine ve çocukları olmasına rağmen cinsel tercihinin bu yönde olmadığını gösteren davranışları nedeniyle yargılanmış ve hapse girmiş. Zira devir, bu tip bir yaşam tarzını kaldıracak bir zaman dilimine rastlamıyormuş. Cezası onaylandığında her şeyi de elinden alınmış. Hapisteyken, oradaki gözlemleri, yaşadıkları ve sevgilisine seslenişini içeren kitabı “De Profundis”i yazmış.

Serbest kaldıktan sonra kimse tarafından sevilmediğini ve onaylanmadığını hisseden sanatçı, ismini değiştirip Sebastian Melmoth adını almış ve ne yapacağını bilmeden gezmeye başlamış. Orada burada parasız bir şekilde dolaşmaktan hastalanıp yatağa düşen ve 1900’de Paris’te ölen sanatçının cenazesine bile sadece bir avuç insan katılmış.

Zamanında kıymeti anlaşılmayan ve sefil bir hayat sürmek zorunda bırakılan sanatçılar kervanının en önemli üyelerinden biri olan Oscar Wilde, kitapları, şiirleri, masalları ve oyunları kadar sıkça sarf ettiği özlü sözleriyle de tanınıyor. “Saf ve basit gerçek nadiren saftır ve hiç basit değildir”, “Deneyim, insanların hatalarına verdikleri isimdir”, “Hiç kimse geçmişini satın alabilecek kadar zengin değildir”, “Benimle ne kadar fazla kişi aynı fikirdeyse, yanılıyor olma ihtimalim o kadar büyüktür” gibi çok aranan, çok kopyalanan sözler söylemiştir.

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar Wilde

Duygusal, ukala, dâhi: Oscar WildeHapse girmeden önceki rahat zamanlarındaki yaşamında güzellik ve estetiği hep ön planda tutmuş, bir yandan duygusal yapısı, öte yandan sivri dili ve ukalalığıyla bilinen Wilde, küçük yaşta kaybettiği kız kardeşinin bir tutam saçını söylenene göre küçük bir zarf içinde her zaman yanında taşımış.

Masalları da var dedik ya tüm zamanların en acıklı masallarından biri olan “Bülbül ve Gül”ün de yazarı aynı zamanda Oscar Wilde. Hani genç öğrencinin sevdiği kızı baloya götürebilmesi için kırmızı bir güle ihtiyaç duyduğu masal... Sevdiği kız ancak kendisine kırmızı bir gül verirse kendisiyle dansa gideceğini söylemiş ama bahçesinde kırmızı güller olmadığı için ağlayan genç çocuğa âşık olan bülbül, onun için çiçeği bulmaya çalışmış. Ne yaptıysa bulamamış ama bir şey öğrenmiş: Dolunayda beyaz bir gülün dikenini kalbine saplarsa çiçek kırmızı bir güle dönüşecekmiş. Aşk için kendi canından vazgeçerek öğrenciye kırmızı bir gül vererek ölen bülbül, kalbimizi hep sızlatır ama daha da beteri, giydiği elbisenin rengine uymadığı için artık kırmızı gül istemediğine karar veren şımarık kız faktörü. Neyse uzatmayalım, isterseniz Oscar Wilde’ın tüm eserlerini İngilizce olarak şurada bulabilirsiniz.

Son eseri, hapishanede tanık olduğu bir idamı konu eden “The Ballad of Reading Gaol” olan Wilde hakkında filmler, diziler çekilmiş, oyunlar sahnelenmiş, yaşam öyküsü her zaman en çok ilgi çeken biyografiler arasında yer almıştır. “Wilde” isimli film bunlardan en popüler olanlarından biri.

Ayrılmalarından bir süre sonra ölen eski eşi, vefatından önce çocuklarının ve kendisinin soyadını Holland olarak değiştirmiş. Wilde’ın oğullarından Cyril 1. Dünya Savaşı sırasında öldürülmüş, diğer oğlu Vyvyan ise hayatta kalarak yazar ve çevirmen olmuş, 1954 yılında da anılarını yazmış. Oğlu Merlin Holland, büyükbabasının bazı çalışmalarını düzenleyerek yayımlamış.

Hani ünlü kişiliklerin ölürken sarf etmiş olduğu söylenen sözleri vardır ya Wilde bu konuda gayet gerçekçi bir yaklaşım sergilemiş: “Duvar kâğıdımla ben ölümüne düello ediyoruz. İkimizden biri gitmek zorunda”.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Köpek – Tünel – Arıza

29/9/2007 · Kategori: Kitaplar

Köpek – Tünel – Arıza

Köpek – Tünel – ArızaYazar: Friedrich Dürrenmatt
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
On-line Satış:
www.iskulturyayinlari.com.tr

Friedrich Dürrenmatt, Bankamız yayınevinin en popüler yazarlarından biri. İsviçreli edebiyatçı, birden fazla kitabı ile artık kendini geniş bir kitleye sevdirmiş durumda. Yazarın bu kitabı, diğerlerinden farklı olarak üç kısa hikâyesinin bir araya getirilmesinden oluşmuş: Köpek, Tünel ve Arıza.

1921’de İsviçre’de doğan, Alman edebiyatına son derece hakim olarak yetişen, öykülerinin içine mizahı, tarihi ve şüpheyi, acımasız detaylar, sorular ve cevaplar ile birbirine yedirerek ekleyen yazar, 1990 yılında hayata veda etmiş. Giderek ülkemizde de daha fazla tanınır ve okunur hale geliyor.

Köpek: “Gözleri kükürt sarısı, hiçbir canlı varlığa benzemeyen devasa, ürkütücü bir köpek ve onun bir gölge gibi takip ettiği münzevi bir vaiz...” Kitaptaki ilk hikâye olan “Köpek” ile ilgili böyle bir ipucu var elimizde. Yazarın köpeklere olan ilgisi zaten biliniyor. Kendisini bir köpek âşığı olarak tanımlamamış Dürrenmatt ama bu hayvanlardan her zaman ilham almış ve pek çok da köpeği olmuş yaşamı boyunca. İşte bir şekilde köpekler onun yazılarına da girmeyi başarmışlar. Resim de yapan Dürrenmatt köpekleri tablolarında da misafir etmiş aynı zamanda.

Köpek – Tünel – ArızaTünel: 24 yaşındaki genç ve yalnız adam, üniversitesine gitmek üzere her zaman bindiği trene biner. Ancak beklenmedik bir şey olur: Trenin girdiği kısa tünel bir türlü bitmek bilmez. Tren, karanlıklar içinde ilerlemeye devam eder. Genç adam paniğe kapılmaya başlar ama diğer yolcularda bu panikten eser yoktur. Onlar durumun ya farkında değildir ya da olmak istemezmiş gibi bir halleri vardır. Lokomotife giden genç adam, treni kullanan kimse olmadığını görür. Gittikçe hızlanan tren, kahramanımızı bilinmez bir gerçekliğe doğru taşımaktadır...

Arıza: İsviçre’nin küçük bir kasabasında geçmektedir hikâye. Genç bir kız bir cinayete kurban gitmiş, olayı araştıran dedektif de kızın annesine suçluyu mutlaka bulacağına dair söz vermiştir. Önce yanlış bir adam tutuklanır ve hapse atılır. Bunu farkeden dedektif, gerçek suçluyu bulmak için bir tuzak hazırlar. Buraya kadar bir CSI Miami bölümü anlatıyormuşuz gibi gelebilir tabii ama işin içinde Dürrenmatt olduğunu unutmayalım lütfen. Güçlü diyaloglar, garip bir şüpheli olaylar örgüsü, ilginç bir zamanlama söz konusu. Ayrıca “Arıza”nın Sean Penn’in yönettiği ve Jack Nicholson’ın başrolünde olduğu bir film olarak sinemaya da uyarlandığını ekleyelim.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hayatımızı "gerçekten" değiştiren icatlar 3

29/9/2007 · Kategori: Haberler

Hayatımızı "gerçekten" değiştiren icatlar

Hayatımızı Transistör (1947): Transistör, bir devreyi açıp kapayan, bir sinyali güçlendiren, farklı dirençteki devre parçalarını birbiriyle uyumlu hale getiren, hmm, şeydir. Biz bilmiyoruz, öyle diyorlar.

Transistör için ayrıca elektrik elektronik camiasının en mühim keşfi de diyorlar. Ne yaptığını tam bilmesek de 1947'de transistörü buldukları için John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley'ye teşekkür borçluyuz sanırız.

Kalp pili (1950): Kalp pili, kalbin atış hızını ayarlayan bir cihaz. Kanadalı John Hopps, vücut sıcaklığının aniden düşmesi anlamına gelen hipotermiya'ya çare bulmak için radyo dalgalarıyla vücut sıcaklığını artırmaya çalışırken, tesadüfen kalbin durduğunda mekanik olarak tekrar çalıştırılabildiğini keşfetmiş. İlk ürettiği kalp pili o kadar büyükmüş ki vücudun dışında taşınması gerekiyormuş.

Lazer (1960): LASER, "Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation" kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. İlk kez 1917 yılında Albert Einstein tarafından "hayal edilmiş". 1954'te "maser" denilen teknoloji bulunmuş, "light" kelimesi yerine "microwave" kelimesini koyun. Lazerden tek farkı görünmez olmasıymış. 1958'de "maser"in mucitleri Charles Townes ve Arthur Schawlow, görünür bir lazer üzerinde çalışmışlar ancak ilk optik lazer ışınını yaratan kişi Theodore Maiman olmuş.

Hayatımızı Cep telefonu (1973): Cep telefonu düşüncesi 1947'de ortaya çıkmış. Arabalara nasıl telefon yerleştireceklerini düşünen bilimadamları, yüksek güçlü vericileri aralıklı olarak yerleştirmektense düşük güçlü ucuz vericileri sık aralıklarla yerleştirmenin daha başarılı bir sistem olduğunu düşünmüşler. Tabii o sırada bunu yapabilecek teknoloji ortalarda yokmuş. Martin Cooper, modern cep telefonu cihazının mucidi sayılıyor. İlk cep telefonu görüşmesini 1973 yılının Nisan ayında o yapmış. 1977'de ilk cihaz imal edilmiş ve 2000 tane sınırlı sayıda üretilerek piyasaya çıkmış.

İnternet (1991): İnternetin büyükbabası ARPAnet'in ilk çalışmaları, soğuk savaş döneminde yapılmış. Amaç, yeni bulunan NCP (Network Control Protocol) protokolü sayesinde birbirine bağlanabilen bilgisayarlarla birbirine uzak iki askeri üs arasında bilgi akışını devamlı tutmakmış. 1968'de artık ağır kalan ARPAnet yerine NSFnet kurulmuş ve bu sefer ağa üniversiteler de bağlanmış. Bu ağ, bugün internet dediğimiz devasa şeyin omurgasını oluşturmuş.

İş'te Genç'in seçimi - Tekerlek: Maalesef ilk tekerleği kimler buldu bilemiyoruz. Yani düşünürseniz aslında özel bir seçim olmasını sağlayacak bir hikayesi yok. Tabii şu an elimizin altındaki farede bile olması, özel bir seçim olması için kafi bir neden denebilir. Tekerleğin icadından önce ağır cisimler kaydırılıyormuş. Bir gün zeki bir mağara adamı, kaydırılan şeyin altına tomruklar konursa daha rahat hareket ettiğini görmüş ve tekerlek için ilk adım atılmış. Sürtünmenin fark edilmesi ve tomruğun yontularak aks haline getirilmesi gibi çılgınca şeyler nasıl düşünüldü, aklımız almıyor. Biz olsak hala ittiriyor olurduk.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::