AHMET GÖKDOĞAN

24 Saat Jack: Kiefer Sutherland

29/9/2007 · Kategori: Muzikkk

24 Saat Jack: Kiefer Sutherland

24 Saat Jack: Kiefer SutherlandKiefer Sutherland, görkemli günleri 90’ların başında bitmiş bir aktördü. Bir nevi Dennis Quaid yani. 2001 yılında Kiefer, şimdiye dek sadece John Travolta’nın başardığı muhteşem bir geri dönüş yaşadı. Artık Kiefer William Frederick Dempsey George Rufus Sutherland (tam adı bu!), sadece ve sadece Jack Bauer anlamına geliyor.

Jack, pardon Kiefer, Donald Sutherland’ın oğlu. Böyle görkemli bir kariyere sahip bir babanın oğlu olup da oyuncu olmamak için özellikle çaba sarf etmek gerekirdi zaten. Göz göze gelmeye korkutan bakışları da Kanada, İngiliz ve İskoç karışımından kaynaklanıyor.

18 yaşına kadar aktörlüğü ciddi olarak düşünmezken, 18 yaşında denemeye karar verince kendini ilk başrolünde bulmuş. İnsanın babası dünya çapında bir oyuncu olunca birkaç bağlantısı oluyor haliyle. Steven Spielberg’in yapımcılığını yaptığı “Amazing Stories”, enfes gençlik draması “Stand By Me” derken kendisini dünyaca üne kavuşturan “The Lost Boys”daki rolü almış. O filmde, cici çocukları yoldan çıkaran bir vampiri oynuyordu, henüz izlemediyseniz büyük bir eğlence sizi bekliyor.

Ne yazık ki bundan sonra öyle aman aman hatırlanası bir filmde kendine yer bulduğunu göremiyoruz. “Young Guns”, “Flashback”, “Flatliners” hep zamanında keyifle izlediğimiz filmler ama hiçbiri de esaslı bir Kiefer Sutherland filmi değil. Zaten 90’larda oynayabildiği sayılı iyi filmde de aynı durum devam ediyor. Hatta o yıllarda adını en çok Julia Roberts ile nişanlandığında ve düğünden beş gün önce ayrıldıklarında duymuştuk. Bu on sene içinde oynadığı en mükemmel film, Alex Proyas’ın “Dark City”si idi.

24 Saat Jack: Kiefer SutherlandPeki, sonra ne oldu? İlk önce Martin Sheen için düşünülen Jack Bauer rolünü kaptı. O güne kadar ödül almamış bir aktörken, Altın Küre’lere, Emmy’lere boğuldu. Şu an Amerika’da 6. sezonu oynayan dizi, şimdilik 8 sezon sürecek ve bir filmle finali yapılacak gibi görünüyor.

Kiefer, eğlencesine çok düşkün biri. Partilerde kendini yaralayıp “24”ün çekimini ertelettiği bile oldu. Öte yandan hak vermek lazım, haftada bir saçını kestirerek 24 bölüm için yılda 10 ay, haftada 6 gün, günde 15 saat uğraşıyor. Şimdilik tek gerçek zamanlı filmi “Phone Booth” (telefondaki katili seslendiriyordu). Son olarak hakkındaki en önemli bilgiyi verelim: “24”ün son üç sezonu için 40 milyon dolar aldı ki bu para bir televizyon dizisi için ödenen en yüksek ücret.

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Uzaklardan gelen güçlü ses: Sigur Rós

29/9/2007 · Kategori: Muzikkk

Uzaklardan gelen güçlü ses: Sigur Rós

Uzaklardan gelen güçlü ses: Sigur Rósİzlandalı post rock grubu Sigur Rós önümüzdeki günlerde yayınlayacakları konser DVD’leri Heima ve daha önce yayınlanmamış şarkılarından oluşan derleme albümleri ile yeniden dinleyicileri ile buluşuyor.

Múm, Amiina, Björk, Album Leaf, Slowblow gibi nice grubu müzik dünyasına kazandıran İzlanda’dan çıkan Sigur Rós, kimi zaman hayal âlemlerine sürükleyen kimi zaman da sakin ve huzurlu melodileriyle uzunca bir süredir ruhumuzu titretiyor. Sigur Rós’un büyüleyici müziğinin bir sırrı da hiç birini anlamadığınız ama dinlediğiniz zaman kendinizce bir şeyler hissettiğiniz İzlandaca şarkı sözleri. Hatta grup, sözlerin anlaşılmaması konusunda daha ileri gidip 2002 yılında yayınladıkları “()” albümlerinde şarkı sözlerini Hopelandic olarak adlandırdıkları İzlandacaya çok benzeyen fakat anlamsız kelime birleştirmelerinden oluşan bir dilde kaydetmiş. Ayrıca albüm yayınlandığında albüm ismi ve şarkı isimleri boş bırakılmıştı. Daha sonra internet sitelerinde şarkı isimlerini yayınlamalarına rağmen bunu yapmalarındaki asıl amaçlarının; şarkılar dinleyici için ne ifade ediyorsa onu CD kapağında boş bırakılan yerlere yazarak şarkıları isimlendirmelerini istedikleri için yaptıklarını belirtmişler.

Jónsi Birgisson, Georg Hólm ve Ágúst Ævar Gunnarsson tarafından kurulan Sigur Rós ilk albümleri Von’u 1997 yılında yayınladı. Yaklaşık bir yıl sonra ise Von albümlerindeki şarkıların remikslerinden oluşan Von brigði’yi yayınladılar. Bu iki albümden sonra gruba Kjartan Sveinsson dâhil oldu. Kjartan ile birlikte çıkardıkları ilk albüm Ágætis byrjun 1999 yılında yayınlandı ve grubun İzlanda sınırları dışında tanınmasını sağladı. Ágúst’un albümden kısa bir süre sonra gruptan ayrılması ile gruba Orri Páll Dýrason davulcu olarak dâhil oldu. 2002 yılında “()” albümünü yayınlayan Sigur Rós son olarak 2005 yılında Takk’la yeniden müzik çalarlarımıza girdi.

Grup elemanlarının her birinin birden fazla enstrüman çalabilmesinin grubun zengin müziğinin en önemli kaynağı diyebiliriz. Grubun gitaristi Jonsi, Ágætis byrjun albümünden itibaren kullanmaya başladığı ve kendi buluşu olan tekniğiyle çello yayıyla gitar çalarak, dinlendiğinde Sigur Rós müziğinin belki de en karakteristik seslerinden biri olan tınıyı yaratmayı başarmış.

Uzaklardan gelen güçlü ses: Sigur RósAlbümlerinin dışında Sigur Rós, 2001 yılında Vanilla Sky filmi için “Svefn-G-Englar”ı yeniden kaydetti ve bu şarkı “Untitled #4” olarak albümün soundtrack’inde yer aldı. 2004 yılında ise Mere Cunningham dans koreografileri için yazılan şarkılarından oluşan “Ba Ba Ti Ki Di Do” isimli bir EP yayınladı.

Son olarak grupla bağlantılı çalışmalardan bir kaçına yer verelim istedik. Grup elemanlarından Kjartan’ın grup arkadaşı Orri ve Amiina’nın kemancısı (aynı zamanda eşi) Maria Huld Markan Sigfúsdóttir ile birlikte Sigur Rós şarkılarını country tarzında yorumladığı kayıtları “The Lonesome Traveller” ismi altında internette bulunmakta. Ayrıca grubun kayıtlarında ve konserlerinde yaylılarını oluşturan “Amiina”nın albümü “Kurr”, Kjartan Sveinsson’un “Síðasti bæri” filmi için yaptığı soundtrack albüm ve son olarak 2002 yılında Hilmar Örn Hilmarsson ile birlikte çalıştıkları “Odin’s Raven Magic” de Sigur Rós sevenler tarafından kaçırılmaması gereken çalışmalar.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MASSTIVAL !!

17/7/2007 · Kategori: Muzikkk

MASSTIVAL !!

 

Sema MASSTIVAL'de :)))

 

Eveetttt tatil gibisi yok tatilde festivall gibisi hiç yookk :)

Şekerim Perşembe günü İstanbul’dan Burgazadaya giderken deniz otobüsüne bindiğimde planım Cuma akşamı İstanbul’a dönüp Çeşme’ye giden arkadaş grubuma katılmak idi.. Ta ki Masstival’e gitmeye karar verene kadar.. evet Çeşme birazcık bekleyecek!

Yaşasın MASSTIVAL !!

Bence Avea gençlere yönelik yaptığı “patlican” olayını çok iyi organize etmiş, belli ki çok profesyonel ellerden çıkmış bu “patlican” ve festival ;) Ben çok keyif aldım.. Cumartesi ve Pazar sabahtan geceye kadar alandaydım keyif almayanı da görmedim :)))

Cumartesi sabahı 11.30 da Parkorman’a festival alanına girişimizi tabi ki “VIP” olarak gerçekleştirdik. Ay çok havalı bir insanım ben söylemeden geçemeyeceğim şekerim hihihiih :) Şaka bir yana güleryüz ile karşılanmak ve festivalde rahat ettirilmek daha da keyiflendirdi haftasonumu. Bu arada Parkorman’da ilk festivalim benim, mekanda bulunma imkanım çok oldu ama festivale yahut konsere katılmamıştım.

Festival alanında herşey olması gerektiği yerdeydi, organizasyonu yapan kişileri tebrik etmek gerek. Yemek bölümü havuz tarafında gayet derli toplu bir şekilde yerleştirilmişti. Ancak atıştırmak için bir şeyler aradığınızda hem uzuunn bir sıraya girmek hemde direk sandviç yemeniz gerekiyordu ben cips veya çukulata gibi birşeylerin eksikliğini çok hissettim. Bir cips standı olmalıydı markası fark etmezdi ;) tabi ki “Pringles” tercihimiz olurdu.. hihiihi! Madem içeri yemek ve içecek sokamıyoruz alanda olmalıydı bunlar. Duyurulur!! Yemek fiyatları ise uygun denebilirdi.. ancak restauranta oturup keyif yapmak istiyorsanız kesenin ağzını açmanız gerekiyor. Şekerim Nişantaşı’nda bile hamburger tabağını 25,00 YTL ye yemezsiniz. Nedir bu fiyat karmaşası anlayamadım.. neyse vardır bir bildikleri diyorum ve bu konuyu kapıorum.

Festival’in artılarından biri havuz içerisinde konser dinleyebilmekti. Ancak havuzu da 15:00 e kadar kullanabiliyorsunuz bence 17:00 olmalıydı en az ;) Tuvaletler o kalabalığa rağmen olabildiğince temizdi. Evet seyyar tuvalet olayını hiç birimiz sevmioruz ama sürekli temizlenip temizlenmediğini, tuvalet kağıdının dahi eksik olup olmadığını özellikle denetledim :))) temizleniyordu sık sık ve her baktığımda tuvalet kağıdı da vardı. Bu konuda organizatörleri özellikle tebrik etmek istiyorum. Ayrıca festival alanında sürekli elinde çöp poşetleri ile gezen görevliler alanı gayet temiz tuttular, hepsi de gayet güleryüzlü ve şakacıydı :)

Eh Parkormanda festival alanını anlattık müzik ve aktivite nerde dediğinizi duyar gibiyim ;)

Yarın müziği ve aktiviteleri yorumlayalım..

Bu arada Cumartesi gününün ilk konserini veren “Kafein” sayfamıza konuk olacak ;)

Şimdiden söylemesi..

 

Ayy süper bir haftasonuu geçirdiiimmmmm

Yaşasııınn Parkorman yaşasııınn MASSTIVAL !!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!